Kendi İçine Hicret Eden Okur
Bir şehre girerken tabelalara değil de, o şehrin sokaklarında yankılanan seslerin kökenine bakmaya başladığınızda asıl seyahat başlar. Çantamda sadece bir defter, bir kalem ve zihnimin dehlizlerinde saklı duran kadim merak duygusuyla yola çıktım. Bu kez menzilim coğrafi bir koordinat, bir enlem ya da boylam hattı üzerindeki bir nokta değildi. Dilin kılcal damarlarında, kelimelerin tozlu ama bir o kadar da parıltılı dehlizlerinde yürümeye niyet ettim. Anladım ki, dilini derinlemesine okuyan insan, aslında kendi zihnini ve bağlı olduğu medeniyetin köklerini okumaya başlıyor. Sabahın erken saatlerinde, henüz güneş ufuk çizgisinde turuncu bir yara gibi açılmadan önce, İnegöl Çarşısında bir sahaf dükkanının önünde buldum kendimi. Ahşap kapının gıcırtısı, sanki yüzyılların tozunu üzerimden silkelemem gerektiğini hatırlatan bir ses gibiydi. İçerisi eski kâğıt kokusuyla doluydu. O koku, yaşanmışlıkların, hayallerin ve kaybolmuş zamanların ruhuma sinen bir buhuruydu. Masanın üzerine bırakılmış ...