Asgari Ücret Beklentisi ve Ekonomik Düzenin Kırılgan Dengesi
İnsanlık, uzun yürüyüşüne başladığı erken vakitlerde henüz zamanı ölçmeyi bilmezken bile hayatın ağırlığını tartmayı öğrenmişti. Açlığın sesi, rüzgârın yönü, toprağın rengi, sürünün izi insan bedeninde bir terazinin kefeleri gibi çalışıyordu. O zamanlarda yaşam, sayılamayan günlerin içinden süzülerek ilerleyen bir bekleyişti. Kimsenin ücreti yoktu ama herkesin bedeni, emeğinin karşılığını doğrudan hissederdi. Terleyen bir avuç, kesilen bir nefes, paylaşılan bir lokma… Hayatın maliyeti çıplak, açık ve saklanamazdı. Bugün ise bu maliyet yazılı rakamların, soyut oranların ve gelecek tahminlerinin arasına gizlenmiş durumda. İnsanlık tarihinin ilk sezgisel terazisi, yerini karmaşık tabloların soğuk hesaplarına bıraktı. Uzayan çocukluk insana sabrı ve beklentiyi öğretti. Beklemek, umut etmek, yarın için dayanmak… Bu beceri, kültürü büyüttü. Kültür topluluğu kurdu. Topluluk hiyerarşiyi çağırdı. Bir noktadan sonra herkes aynı ateşin etrafında eşit oturmadı. Ateşin yerini düzen aldı, düzenin ye...