Egemenlik ve Çokluğun Çelişik Dansı
Bir kavramın yankısı asırları aşarak bugünün sisli coğrafyasına ulaşıyorsa, yankısı sadece bir tarih bilgisi olmaktan çıkar, kolektif bilincin derinliklerinde titreyen bir hakikate dönüşür. İmparatorluk, işte böyle bir yankıdır. Mutlak egemenlik ile çokkültürlü yönetimin aynı anda varoluşunu talep eden, ruhu bölünmüş bir titan. Onun ilk nefesi, Roma’nın bronz çağında atıldı. Bir elinde sarsılmaz otoritenin, diğerinde ise fethettiği her halkı bir potada eritme vaadinin olduğu görüldü. İmparatorluk, salt geniş topraklar üzerinde hüküm sürmekle yetinmez. misyon sahibi olduğunu iddia eder. Kendini, bir uygarlığın, bir inancın veya bir aydınlanma meşalesinin evrensel taşıyıcısı olarak konumlandırır. Bu iddia, metruk harabelerin tozlu kokusuna sinmiş, sonraki tüm büyük güçlere bir düstur olarak miras kalmıştır. Bu görkemli iddia, imparatorluğun manevi anatomisine baktığımızda acı bir çelişki barındırır. Yönetim, bir asimetri üzerine kuruludur. Merkezdeki metropol, periferideki sayısız halkın...