Kaderin Aynasında Bir Kadir Gecesi

Bursa... Zamanın derinliklerinden süzülüp gelen bir medeniyet beşiği. Tarih boyunca nice gönül erbabını bağrında barındırmış, nice dualara ev sahipliği yapmış kadim şehir. Ramazan ayıyla birlikte Bursa'nın sokakları, minarelerden yükselen ezan sesleriyle başka bir anlam kazanır. İftar sofralarıyla bereketlenir, teravih namazlarıyla geceler nur toprağına dönüşür. Ama bu yıl bir başkaydı. İçimde kıpır kıpır bir heyecan, ruhumda tarifsiz bir beklenti vardı.


Hocamız Yusuf Kaplan'ın "Bursa'da iftar olmadan olmaz" sözü, kulaklarımda çınlayan bir davete dönüştü. O'nun her sözü, her işareti, talebeleri için bir yol haritasıydı. Özellikle Kadir gecesine denk getirilen MTO Bursa iftarı, buluşmayı sıradan bir iftar olmaktan çıkarıp, manevi bir yolculuğa dönüştürecekti. Hamd olsun, Hocamız yine gönüllerimize dokunacak bir kapı aralamıştı.


Organizasyon süreci başladığında, Tugva Yıldırım İlçe Başkanı Muhammet Yasin Sönmez kardeşimiz vesile oldu. Teslimiyetin bereketi, her adımda kendini gösteriyordu. Mahmut Celalettin Ökten Ortaokulu'nun yemekhanesinde bir araya gelmeye karar verdik. Sade bir mekân, ama içi doldurulacak anlamı büyük bir buluşma. Aileler, talebeler, çocuklar... Her yaştan insanın aynı sofrada buluşması, kardeşliğin en güzel fotoğrafını oluşturuyordu. Çorba sıcak, pideler taze, yüzler gülüyor. Akşam ezanıyla birlikte açılan oruçlar, mideleri doyurmakla kalmıyor, gönülleri de besliyordu. Lokmalar yutulurken, sohbet koyulaşıyor, tanıdık tanımadık herkes birbirine dua ediyordu. İşte bu sofrada anlıyorsunuz ki, asıl bereket paylaşmakta, birlikte olmanın huzurunda saklı.


Yatsı ve teravih namazı için Bursa'nın incisi Yeşil Cami'ye gitmek nasip oldu. 15. yüzyılında Çelebi Sultan Mehmed'in yaptırdığı bu muhteşem yapı, gecenin karanlığında adeta nur saçıyordu. Caminin girişindeki taç kapı, Türk taş oymacılığının en güzel eserlerinden biri. Mukarnaslı yaşmağı, olağanüstü işçiliğiyle insanı büyülüyor. Kapı kemerinde kullanılan yeşil taş ve mermer, yapıya ayrı bir zarafet katıyor. Sağlı sollu pencereler, aralarındaki dış mihraplar, her biri ayrı bir sanat harikası. Sanki taşlar dile gelmiş, Allah'ın azametini fısıldıyor.


Caminin içine adım attığınızda, zamanın durduğunu hissediyorsunuz. Ünlü şair Lamii Çelebi'nin babası Nakkaş Ali'nin el emeği göz nuru süslemeler, adeta cennetten bir köşe tasvir ediyor. Çinilerle kaplı duvarlar, tavanlar, mahfiller, eyvanlar... Mecnun Mehmet adlı ustanın işlediği çiniler, turkuvazın, yeşilin, laciverdin her tonunu barındırıyor. On metreden yüksek mihrap, çini işçiliğinin zirvesi. Geometrik desenler, çiçek motifleri, hat sanatının en güzel örnekleriyle bezenmiş mihrap, gerçekten bir çini cenneti. Sülüs ve küfi yazılar, on iki katlı mukarnas, geometrik motifli su ve çiçekli pervaz... Her detay, sonsuzluğa açılan bir kapı gibi.


Mihrabın yanındaki minber, ahşap işçiliğinin Bursa'daki en güzel örneklerinden. Tepesi altıgen külahla örtülü, özenle işlenmiş korkuluklarıyla insanı hayran bırakıyor. Pencere kapakları, devrin ahşap işçiliğinin inceliklerini yansıtıyor. Dilimli kubbelerdeki süslemeler, başka hiçbir camide göremeyeceğiniz zarafette. Caminin ortasındaki şadırvan, tek parçadan yapılmış fıskiyesiyle eşsiz bir güzellikte.


Araştırmacı Charles Texier, bu yapı için "Bursa'nın belki de Osmanlı saltanatının en mükemmel eseri" demiş. Tarihçi Hammer, minare ve kubbelerin çinilerle kaplı olduğunu yazmış. Evliya Çelebi ise, caminin yeşil adını, yeşil çinilerle örtülü minare ve kubbelerinden aldığını söylemiş. Gerçekten de bu yapı, ibadethane olmanın yanında taşa işlenmiş bir dua, mermere nakşedilmiş bir ilahi.


Ama bu gecede, caminin tarihi dokusundan daha fazlası vardı. Trafik yoğunluğu, camideki kalabalık... İçeri girmek, yer bulmak neredeyse imkânsız gibiydi. Ama "ya nasip" deyip kendimizi caminin içine attıkça, kapılar ardına kadar açılıyordu sanki. Hocamız Yusuf Kaplan, İstanbul'dan gelen Ömer Uçur Bey, hocamızın asistanı genç Yusuf, Bursa MTO talebeleri, hanım talebeler... Hep birlikte, bir şekilde caminin içine girmeyi, yer bulmayı başardık. Sanki görünmez bir el bize yol açıyor, adımlarımızı kolaylaştırıyordu.


En mübarek gece, Kadir gecesi... Bin aydan hayırlı olduğu bildirilen bu gece, Yeşil Cami'nin manevi atmosferinde bambaşka bir anlam kazanıyordu. Uzun yıllardır bu kadar lezzetli bir teravih kılmamıştım. Enderun usulü teravih... Her selamda farklı bir makam, farklı bir nağme. Son sekiz rekât eda edilirken, İmam Abdullah Efendinin kıraati adeta yaşayarak, bize de yaşatarak okuyuşu... Kelimeler cümlelere, cümleler manâya dönüşüyor, gözler doluyor, yürekler titriyordu. Vitir namazında surelerin seçiciliği ise ayrı bir derinlik taşıyordu. İlk rekâtta Kadir Suresi, ikincide Kâfirun Suresi, son rekâtta İhlas Suresi... Bu sureler, Kadir gecesinin anlamını, tevhidin özünü, imanın saf duruşunu haykırıyordu adeta. İmamın sesi yükseldikçe, cemaatin huşusu artıyor, saf saf dizilmiş müminler, tek bir yürek olup Rabbine yöneliyordu.


Namazın ardından "sakal-ı şerif" ziyareti... Peygamber Efendimizin mübarek sakalına ait olduğuna inanılan bu emanet, gözlerden gönüllere akan bir rahmet damlası gibiydi. Hürmetle, muhabbetle, gözyaşlarıyla yapılan ziyaret, geceye damgasını vuran anlardan biriydi. Sonrasında imam efendilerle odalarında yaptığımız sohbet... Saatler nasıl geçti anlamadık. İlim, irfan, gönül dünyamız üzerine konuştukça, zamanın ötesinde bir âlemde bulduk kendimizi.


Namazdan sonra kalabalık bir toplulukla, MTO talebeleriyle Hünkâr'da oturmak istedik. Biraz yer sıkıntısı yaşasak da, Ahmet Arif adında civan gibi bir delikanlı bize güzel bir yer ayarladı. Birbirinden güzel ikramlar, sıcak çaylar, tatlılar... Ama asıl güzel olan, sohbetin derinliğiydi. Hocamızın her sözü, bir hikmet damlası gibi gönüllerimize düşüyor. Talebelerin soruları, cevaplar, açılımlar... Sohbet öyle derinleşti ki, zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Ahmet Arif'e özellikle teşekkür ediyorum, bize sadece mekân değil, gönül açıklığı da ikram etti.


Vedalaştık... Hocamız, beraberinde gelen değerli talebe kardeşlerimiz, Bursa'da kaim talebe kardeşlerimiz... Hepinizden Rabbim razı olsun. Bu buluşma, bu beraberlik, bu kardeşlik duygusu, işte asıl hazine buydu.


Bir iftar hatırası burada son bulurken gönlüm yazmaya devam etmek istiyor...


İnsan, şu fani dünyada bir yolcu. Yürüdüğü yol, önceden çizilmiş haritanın izdüşümü. Kader dediğimiz, ilahi kalemin ezelde yazdığı satırlar, her birimizin hayatını kuşatan görünmez bir çerçeve. Kimimiz bu çerçevenin dışına çıkmaya çalışır, kimimiz içinde debelenir dururuz. Ama hakikat şu ki, insan kaderin mutlak hükmü içinde, ancak Allah'a teslim olup cüz’i iradesiyle çalışarak ve gönlünü ilahi aşkla doldurarak hakikate ulaşabilir.


Kadir gecesinde Yeşil Camide yaşadıklarım, bana hakikati bir kez daha fısıldadı. İmamın arkasında saf tutmuş insanlar, aynı kıbleye yönelmiş, aynı Rabbe secde ediyordu. Zengin, fakir, genç, yaşlı, yerli, yabancı... Hepsi aynı safta, omuz omuza. Bu manzara, kaderin birliğini, insanın acziyetini ve Allah'ın azametini haykırıyordu adeta. İmam efendinin sesi yükseldikçe, cemaatin huşusu derinleşiyor, "Allahu Ekber" nidalarıyla yankılanan cami, adeta yerinden oynuyordu. Bir kez daha anladım ki, gerçek kudret sahibi yalnızca O'dur. Bizler ise, O'nun iradesine boyun eğmiş, aciz kullarız.


Ama bu teslimiyet, asla bir tevekkül-i mutlak, bir kadercilik anlamına gelmiyor. Tam tersine, insanın cüz'i iradesini kullanarak çalışması, gayret etmesi, ilim öğrenmesi, iyilik yapması gerekiyor. Tıpkı iftar sofrasını hazırlayanların çabası gibi, camiye gelirken çektiğimiz trafik sıkıntısı gibi, yer bulma telaşımız gibi... Bunların hepsi, kaderin akışı içinde bizim yaptığımız tercihler, gösterdiğimiz gayretler. Çalışmak, Allah'ın verdiği iradeyi kullanarak hakikate yürümektir. Muhammet Yasin Sönmez kardeşimizin organizasyon için gösterdiği çaba, Ahmet Arif'in bize yer ayarlama nezaketi, imam efendilerin kıraatteki hassasiyeti... Bunların hepsi, cüz’i iradenin güzel örnekleri. İrade ile cebir arasındaki dengeyi anlamak, insanı olgunlaştırır, kemale erdirir. Ne tamamen iradesine mahkûm bir varlık, ne de kaderin elinde oyuncak olmuş bir kukla... İnsan, bu ikisi arasında bir yerde, sırat-ı müstakim üzere yürümeye çalışan bir yolcu.


Peki, bu yürüyüşte bize rehberlik eden, yol gösteren, motive eden ne? İşte bu noktada manâ devreye giriyor: gönül, aşk ve maneviyat. Gerçek bağ, sözle değil gönülle kurulur. Gece camide hissettiğim şey, kelimelerin ötesinde bir anlam taşıyordu. İmamın sesindeki samimiyet, gözlerimdeki yaş, ellerin semaya açılışındaki içtenlik... Bunların hepsi, gönülden gelen, ilahi aşkla beslenen duygulardı. İlahi aşk, ibadet, Allah'a yöneliş, insanı gafletten kurtarır. Kişi, kendi hakikatini ancak gönül gözüyle görebilir. Tıpkı Yeşil Cami'nin çinilerinde saklı olan sır gibi, her bir insanın kalbinde de ilahi bir sır gizlidir. O sırrı keşfetmek, gönül gözünü açmakla mümkündür.


Evet, insan kaderin mutlak hükmü içinde, sınırlı bir varlık. Aklı, gücü, bilgisi sınırlı. Geleceği göremez, gaybı bilemez. Ama cüzi iradesiyle çalışır, gayret eder, dener, yanılır, öğrenir. Ve en önemlisi, gönlünü açar, Allah'a yönelir, ilahi aşkla doldurur kalbini. İşte o zaman, kaderin çizdiği yolun aslında bir sınav olduğunu, bu sınavı başarmanın yolunun da teslimiyet, gayret ve aşktan geçtiğini anlar. Bu gece, mübarek Kadir gecesinde, Yeşil Cami'de, hakikati bir kez daha idrak ettim.


O cami ki, yüzyıllardır ayakta, nice Kadir gecelerine tanıklık etmiş, nice dualara amin denilmiş. Duvarlarındaki çiniler, tıpkı insanın iyi amelleri gibi, gün geçtikçe daha da parlaklaşmış, daha da anlam kazanmış. Mihrabı, insanın Allah'a yönelişini simgelerken, minberi hakikatin haykırıldığı yer olmuş. Kubbesi, gökyüzüne açılan bir pencere, şadırvanı temizlenip arınmanın remzi.


Gece, teravih namazında, Abdullah Efendi’nın sesiyle yankılanan Kadir Suresi'nin ayetleri, kalbime nakşoldu: "Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner de iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir." İşte bu esenlik, hepimizin üzerine inmişti sanki. Melekler, Yeşil Cami'nin kubbesinde kanat germiş, bizlerle birlikte tesbih ediyordu. Bu duygu, tarifsiz bir huzur, anlatılmaz bir mutluluktu.


Sonrasında Hünkâr'da yaptığımız sohbet, manevi atmosferin bir devamıydı. Hocamızın her sözü, her nasihati, gönül dünyamıza açılan yeni kapılar aralıyordu. Talebelerin heyecanı, merakı, öğrenme arzusu... Geleceğe dair umut veriyordu. Ahmet Arif'in hocamızı yeni tanımış olmasına rağmen bize olan ikramları ve hizmet aşkı, bu yolda yalnız olmadığımızı gösteriyordu. Birlikte olmanın, kardeşlik duygusunun, ilim ve irfan meclisinde buluşmanın mutluluğu, her şeye değerdi.


Vedalaşırken, gözlerde bir parıltı, yüreklerde bir sızı vardı. Ama aynı zamanda, güçlü bir bağ, sağlam bir kardeşlik duygusu. Bu buluşmanın, geceyi yaşayan herkese, nice güzel işler yapma konusunda ilham vereceğine inanıyorum. Çünkü böyle anlar, insanın hayatında dönüm noktaları olur. Bir Kadir gecesi, bir Cami ziyareti, Hocayla sohbet, insanın tüm hayatını değiştirebilir.


İşte bu yüzden, yaşadıklarımızı, hissettiklerimizi yazmak, anlatmak, paylaşmak önemli. Sadece bir anı olarak kalmamalı bunlar. Başkalarına da ilham olmalı, yol göstermeli. Nice gönüller, nice Kadir gecelerinde, nice camilerde bu duyguları yaşamalı. Çünkü hakikat arayışı, gönül yolculuğu, aslında her insanın kendi iç dünyasında başlayan ve sonsuza kadar süren bir yolculuk.


Bu yolculukta bize rehberlik eden Hocamız Yusuf Kaplan'a, beraberinde gelen kıymetli talebe kardeşlerime, Bursa'da bu organizasyonu gerçekleştiren tüm kardeşlerimize, Mahmut Celalettin Ökten Ortaokulu yönetimine, Yeşil Cami görevlilerine, Hünkâr'da bize ev sahipliği yapan Ahmet Arif'e ve geceyi bizimle paylaşan herkese sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Rabbim hepinizden razı olsun, nice güzel buluşmalara, nice Kadir gecelerine...


Bursa semalarında yankılanan ezanlar, Yeşil Cami'nin çinilerinde parlayan ışık, Kadir gecesinde inen rahmet, hepimizin üzerine olsun. Gönüllerimiz ilahi aşkla dolsun, dualarımız kabul olsun, yollarımız hep hayra çıksın. Ve bizler, kaderin mutlak hükmü içinde, cüz’i irademizle çalışıp, gönüllerimizi aşkla doldurup, hakikate ulaşanlardan olalım. Ve rahmetli Babaannemin duası: “Umduğunuza nail olasınız, gökten yağsın yerden toplayasınız.”

Amin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Menzil Arasında Bir Hafıza Yolculuğu

Kendi İçine Hicret Eden Okur

Kendimi Kaybettiğim Yirmi Kubbe