Hurafeden Özgürlüğe Giden Zor Yol

İnsanın korku karşısında aldığı ilk refleks, anlamın kırıldığı yerde yeni bir anlam icat etmektir. Bu icat çoğu kez hurafenin doğumudur. Karanlıkta duyulan çıtırtının ardında bir varlık vehmetmek gibi, belirsizlik karşısında aklın elini bırakıp hayalin eline sarılır insan. Korku, bir gölgenin üzerine düşen başka bir gölgedir. Zihin onu kovalamaya başladığında, gerçeklik bu kovalamacanın tozuna karışır. Hurafe, bu tozun içinde şekil alır. Görünmeyeni görünür, bilinmeyeni bilinir kılma çabasıdır. Fakat bu çaba, insanın ruhsal kırılganlığını suistimal eden bir düzene kolayca malzeme olur. Korkunun biçimlendirdiği inanç, özgür aklın ışığını törpüleyerek, sultanın karanlık tahtına hizmet eden bir araca dönüşür. Korkunun en kolay yönlendirildiği yer, inançtır. İnanç, güven arayışının en yumuşak dokusudur.


Hurafe, zihnin kendi kendine kurduğu bir sığınaktır. Zamanla bu sığınak, efendilerini doğurur. Korku, kalabalıklarda yankılandıkça sistemleşir. Sistemleşen korku ise teolojik otoritenin elinde bir araç olur. Din, aklın eşliğinde yaşandığında insanı yüceltir. Korkunun gölgesinde tutulduğunda, itaati kutsallaştıran bir zincire dönüşür. İtaatin övülmesi, sorgulamanın günah sayılmasıdır. Böylece insanın iç sesi susturulur, düşüncenin kanatları kırılır. Akıl, kendi alanından kovulduğunda yerini mucizelere duyulan açlık doldurur. Bu açlık, yönetenin elinde bir silah hâline gelir. Halkın zihni, görünmez emirlerle şekillenir. Bir dua, bir kehanet, bir sembol üzerinden inşa edilen itaat kültürü, zamanla ruhun esaretine dönüşür. İnanç, artık kalbin dili olmaktan çıkar, korkunun diline teslim olur.


Korkunun örgütlediği ruhsal yapının içinde, özgürlük bir tehlike gibi görülür. Düşünen insan, hurafenin sisini dağıtır. Soran insan, itaati sarsar. Monarşik düzenin en çok korktuğu da budur. Düşünmenin bulaşıcı olması. Bu yüzden hurafe, aslında bir siyasal stratejidir. Halk, bilinmezliğin gölgesinde tutuldukça yönetim kolaylaşır. Korku, yasaların en sessiz bekçisidir. Bir toplumun huzuru, düşüncenin yankılandığı bir özgürlükte mümkündür. Fikir, devletin güvenliğidir. Özgür düşünce, kör bağlılıktan daha sağlam bir bağ kurar insanla yurdu arasında. Korkuyla beslenen itaat geçicidir, anlayışla temellenen özgürlük kalıcıdır.


Huzur, aklın dinle çatışmadığı, inancın da akıldan korkmadığı yerde doğar. İnanç alanı, özgür düşünceden yalıtıldığında kutsallık yozlaşır. Sorgulamadan kalan her inanç, zamanla korkunun suretini taşır. İnanç, özgürlüğün derinlikteki kardeşidir. Aklın rehberliğinden kopmayan bir inanç, insanı köle yapmaz. Tam tersine, kendi vicdanının hâkimi kılar. Devletin güvenliği de bu bilinçle mümkündür. Korkuya dayalı itaat, kısa vadeli bir huzur sağlar. özgür düşünceye dayalı saygı ise kalıcı bir barışın temeli olur. Fikir ve söz özgürlüğü, toplumsal bir nefes gibidir. O nefes kesildiğinde, hurafe yeniden doğar. Aklın sessizliğinde korku yeniden hüküm sürer.


İnsan, kendi kurduğu zincirin halkası olur, fark etmeden.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Menzil Arasında Bir Hafıza Yolculuğu

Kendi İçine Hicret Eden Okur

Kendimi Kaybettiğim Yirmi Kubbe