Hakikatin Sönmeyen Kandili
Hayatı kavrayışımız, yasanın ne olduğu sorusunun ikircikli gölgesi altında mütemadiyen seyreder. Ruhumuzun derinliklerinde, kaosa karşı bir sığınak ararken, yasanın ya doğanın zorunluluğundan kaynaklanan sarsılmaz bir matematik olduğunu ya da sadece insanın fani kararlarından sızan kırılgan bir iğreti düzen olduğunu anlarız. Eylemlerimiz, bir an kozmik bir akışın parçası diğer an ise toplumsal bir pazarlığın ürünü olarak görülür. Bu ikili görüş bizi korkunun prangası ile bilgeliğin kanatları arasında asılı bırakır.
İnsan zihni, sonsuz gerçekliği kavramakta kusurlu bir prizmadır. Bilgi eksikliği, tabiatın ezeli ve ebedi zorunluluğunu, bir yasa koyucunun keyfi buyruğu olarak algılama yanılsamasına düşer. Oysa Tanrı iradesi ve anlama yeteneği aynı şeydir. Yasanın koyucusu olarak tahayyül ettiğimiz kudretli figür, aslında kendi bilgisizliğimizin gökyüzüne yansıyan ürkütücü bir yansımasıdır. Görmeyi reddettiğimiz, kavrayamadığımız her zorunluluk dışarıdan gelen bir ceza tehdidine dönüşür. Yasa koyucu olarak algılanan adil, öfkeli, bağışlayıcı gibi tüm insani sıfatlar hakikatte O’nun tabiatının ve mükemmelliğinin sonsuz ve değiştirilemez zorunluluğuna yabancıdır. Zihnin sınırlılığı evrensel gerçeği ferdi bir yasa olarak temellük etmenin acizliğidir.
Yasanın amacı, itaat eden ruhları kurtuluşa taşımaksa, bu, bir ödül vaadi ya da ceza dehşetiyle başarılamaz. Korkudan doğan itaat ahlakın en alçak biçimidir, bir kölelik zinciridir. Bu zincir, vicdanın derinliklerine işlediğinde en üstün mutluluğumuzun ne kadar uzağında kaldığımızı gösterir. Mutluluk, ceza korkusu olmadan saf Tanrı bilgisi ve sevgisinden doğan manevi bir ihtişamdır.
İhtişamın kaynağı basittir. Hayatın kaynağını anlama yeteneği ve bilgeliğin kendisidir. Akıl, maddi hiçbir törene, hiçbir tarihi inanca ihtiyaç duymaz. Tabii tanrısal yasa evrenseldir. Her insanın zihninde kendi Tabii Işığı ile parlayan sönmeyen bir kandildir. İnsan ruhu bu ışıkla aydınlandığında yasanın bir buyruk olmadığını, aksine bilginin ve sevginin kendisi olduğunu keşfeder. Bu keşif, eylemin motivasyonunu tamamen değiştirir. Artık iyi, zorunlulukla ve kendiliğinden kaynayan bir erdemdir. Bu haliyle, yasanın kendisi en yüce ödüldür. Bilgisizliğin katmanlarıysa, yasanın en acımasız ve bağışlanamaz cezasını kendi içinde mütemadiyen taşır.
Bazı ruhlar hakikati dolaysız ve saf biçimde algılamak ayrıcalığına sahipti. Onların algısı yaratılmış seslerin, imgelerin veya mesellerin bulanıklığından uzaktı. Onlar, söz ve görüntü bariyeri olmaksızın Tanrı’nın doğrudan ağzı oldular. Oysa diğerleri bilgi düzeylerinin sınırlılığı nedeniyle bu saf algıyı dahi buyruklar veya yasalar olarak aktarmak zorunda kaldılar. Bu durum insanî alımlama kabiliyetinin bir sınırıdır.
Özgürlük, zorunluluğa gönüllü rıza göstermekte bulunur. Yaşamın amacı korkuyu bilgelikle alt eylemektir. Tabii ışık yeterlidir. Bu ruhun kendi anlama yeteneği içinde kozmik düzenin meşruiyetini temellük etmesidir. İnsan, erdemi kendi aklının gerekliliğiyle kabul ettiğinde yasanın kölesi olmaktan çıkar ve bilinen zorunluluğun hür katılımcısı haline gelir. Gerçekte ahlak budur. Dindarlık, bu anlama yeteneğinin sonsuz sevgisi içinde erimek ve artık bir kurala uyma derdi taşımamaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder