Körleşmenin Tutanakları

Hakikatin en ağır sınavı, sessizliğin kurumsallaştığı anlarda verilir. Gazze’de çocuklar paramparça edilirken, dünya devletleri bir mahkeme heyeti gibi toplanıyor ama gözlerini dosyaların dışına çıkarmıyor. Sözüm ona adalet arıyorlar; oysa bu arayış, gerçeği örtmenin en rafine biçimi. Ölümün kol gezdiği, Gazze'de taş taş üstünde bırakılmadığı bir yerde “tarafsızlık” adı altında üretilen suskunluk, suçun bizzat kendisidir.
İsrail, terörün en sofistike aygıtlarını kullanarak bir halkı sistematik biçimde imha ediyor. Bu çıplak hakikati görmek için ne arkeolojiye ne de metafizik tecrübelere gerek var. Gazze’nin enkazı zaten konuşuyor. Ama Batı başkentleri diplomasinin loş salonlarında, hakikatin üzerine kalın perdeler çekiyor. Kafalarını kuma gömenler sadece suçtan kaçmıyorlar; suça aktif biçimde paydaş oluyorlar. Suskunluk, bizzat suç ortaklığıdır.
Önümüzdeki günlerde toplanacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, tarihin bir kez daha hafızaya geçireceği bir utanç sahnesi olmaktan öteye gitmeyecek. Kürsülerdeki sözler, zalimin silahı kadar öldürücü olmasa da, mazlumun yarasına merhem olmayacak. İnsanlık, hakikati dile getirme cesaretiyle var olur. Bu cesareti göstermeyen devletler, ahlaki meşruiyetlerini çoktan kaybetmişlerdir.
Gazze’de ölen her çocuk, insanlığın önüne konmuş bir ayna gibidir. O aynaya bakmaya cesaret edemeyenler, kendi korkaklıklarını seyretmektedir. Bilinsin ki, korkaklığın tarihi, zalimliğin tarihinden daha uzundur.
Zalim öldürür, korkak ise zulmü ölümsüzleştirir.
Bugün hakikati dile getirmek, en yüksek politik eylemdir. Ölümden korkmayanların diliyle konuşmak zorundayız. Gerçek, yıkıntılar arasında bile parlamaya devam eder. Suskunluk, bizi sadece kirletmez, bizi tarihin en dip köşesine sürükler. Gazze’nin üzerine yağan bombalar, aslında dünya devletlerinin maskelerini de paramparça etmektedir. Bu yüzden artık soru nettir:
İnsanlık kendi mezar kazıcısı mı olacak, yoksa hakikat için son bir kez ayağa mı kalkacak?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İki Menzil Arasında Bir Hafıza Yolculuğu

Kendi İçine Hicret Eden Okur

Kendimi Kaybettiğim Yirmi Kubbe