Egemenliğin Zümrüt Kasesi: Erdem, Akıl ve Egemenliğin Tenzili
Her devlet, kuruluş sırrını sakinlerinin kalbine işlenmiş olan adalet arayışında gizler. Bu arayış, egemenlik denilen, gücün yakıcı Zümrüt Kase’sinin kime tevdi edileceği sorusunda düğümlenir. Bir yanda, nesillerdir süregelen servetin ya da kanın ayrıcalıklı mırıltıları varken, öte yanda devletin ruhuna hizmet etme kapasitesini gösteren Liyakat’in, çelikten seslenişi yükselir.
Egemenliği salt doğuma veya birikmiş altına dayandıran her iddia, devletin temel amacını ıskalama tehlikesi taşır. Zira devlet, basit bir hayat ortaklığı olmayıp, en iyi hayatın peşinde koşan bir erdem okuludur. Tıpkı bir enstrümanın, onu en iyi icra edecek sanatkâra ait olması gerektiği gibi, yönetimin dizginleri de, ortak iyiyi en keskin akılla ve en sağlam karakterle kucaklayacak olana emanet edilmelidir. Liyakat, bu bağlamda, siyasal erdemin damgasını taşıyan, devletin manevi ahengi için atılmış ilk ve en cesur adımdır.
Liyakatli bir yönetici seçmek, Kase’yi sağlama almak için yeterli olmaz. Zira insan, her ne kadar akıl ile donatılmış olsa da, kalbinde tutku denilen, köpüren, vahşi denizi taşır. Hırsın ateşi, arzunun kuytu gölgeleri, en bilge liderin yargı sandalyelerine bile sızabilir. Yargıcı, ne kadar dürüst olursa olsun, kendi yarasına merhem olamaz, kendi tutkusuna karşı hakemlik yapamaz. Bu yüzden Yasa devreye girer. Yasa, tek bir nefese, tek bir iradeye ait bir fısıltı olmayıp, soğukkanlılığın ve genelliğin kalkanıdır. Yasa, tutkudan arınmış akıldır. Gök kubbede asılı duran, ne öfkeye ne de iltimasa boyun eğen orta yolun ta kendisidir.
Yasanın hükümranlığı, eşit ve hür vatandaşların oluşturduğu her siyasal birlik için kuralın doğal buyruğudur. Bu birlik, Eşitlik prensibini temel alır. Eşitler arasında adil olan, yönetme ve yönetilme yükümlülüğünün sırayla, bir nöbet değişimi gibi paylaşılmasıdır. Yönetimin tek bir elde toplanması, doğanın eşit pay ilkesine vurulmuş bir darbedir. Tıpkı büyük bir su kütlesinin küçük birikintiden daha az kirlenmesi gibi, yasanın belirleyemediği tekil durumlar söz konusu olduğunda, nihai kararın liyakat temelli çoğunluğa devredilmesi, daha az yozlaşma riskini beraberinde getirir. Çoğunluk, tek bir bireyin görme gücünden çok daha fazla göze ve tek bir elin kavrayışından çok daha fazla yeteneğe sahiptir.
Her kuralın, hatta doğanın en kesin ilkelerinin bile, İstisna kapısını araladığı anlar vardır. Ya devlet, erdemin zirvesine ulaşmış, tüm diğer vatandaşların toplam erdemini aşan, adeta insanlar arasında tanrı gibi duran bir şahsiyet çıkarırsa? Bu varlık, artık devlatin bir parçası olarak sayılamaz. O, kendi başına bir bütündür. Böylesi bir İstisnai Erdem karşısında yasanın sessiz kalması ve sırayla yönetme ilkesinin askıya alınması, adil olanın ta kendisidir. Ona itaat etmek ve mutlak yetkiyi devretmek, yalnızca saygıdan doğan bir zorunluluktur.
Politik egemenliğin meşru kaynağı, temelde Yasanın Aklından doğar. Bu akıl, yozlaşma riskini en aza indirmek için yetkisini liyakatli ve rasyonel bir çoğunluğa tenzil eder. Zorunluluk anlarında, kendisini aşan nadir ve kusursuz Doğal Kral karşısında, hükümranlığını sessizce teslim etme erdemini gösterir. Egemenliğin Zümrüt Kasesi, bu üç denge arasında, her zaman devletin en yüksek amacı olan erdemli hayatı aramaya devam eder.
Yorumlar
Yorum Gönder